Felaketler duyarlılığımızı ve özgürlüklerimizi ne kadar etkiliyor?

Yeni nesil araştırma ve pazarlama platformu Pollective ve dijital datayı anlamlandıran içgörüleri ile ses getiren kampanyalara imza atan; pazarlama ve iletişim çözümleri ajansı The Planner Co. ortaklığında gerçekleştirilen “Toplum Duyarlılığı ve Kişisel Özgürlükler” araştırmasının sonuçları yayınlandı. Pollective platformu üzerinden online olarak gerçekleştirilen araştırma ana hatları ile sosyal medya ve kişisel özgürlüklere odaklanırken son dönemde sosyal medyada da gündemi sıklıkla meşgul eden, özellikle felaket zamanlarında yapılan paylaşımların neden olduğu tepkileri irdeleyen soruların çıktıları paylaşıldı.

Paylaşımlara tepki göstermek özgürlüklere müdahale mi? 

Sosyal medya günlük hayatın paylaşılması amacı ile kullanılmanın yanı sıra özellikle felaket zamanlarında birlik olmak, toplumu bilgilendirmek ve destek toplamak için de kullanılıyor. Bu dönemlerde markalar ve bireysel kullanıcılar çoğunlukla gündelik hayatın akışını paylaşmayı kesip mevcut gündeme odaklanırken bazı kullanıcılar ise hayatın günlük akışından paylaşım yapmaya devam ediyor, bu durum bazı kullanıcıların tepki göstermesine sebep olurken diğer yandan farklı bir kesim ise bu tepkilerin kişisel hak ve özgürlüklere müdahale olduğunu düşünüyor.

1500+ kişiye sorduk

Pollective üzerinden gerçekleştirilen 16-65 yaş aralığında Türkiye’nin 71 şehrinden 1500+ katılımcı ile gerçekleşen araştırma kapsamında, ülke gündeminde felaketler varken yapılan kişisel paylaşımları sorduk. Katılımcıların sadece %9’u gündemde felaketler varken sosyal medya hesapları üzerinden yapılan kişisel paylaşımları saygısızlık olarak nitelendiriyor. 

Photo by Papaioannou Kostas from Unsplash

%9 felaket zamanlarında paylaşım yapılmasını saygısızlık olarak görüyor

Gündemde felaketler varken insanların kişisel paylaşım yapmasını “Saygısızca bulan ve sinir olan” kişileri detaylı incelediğimizde ise, 18-24 yaş arası gençlerin %6’sı sosyal medya üzerinden yapılan kişisel paylaşımlardan rahatsız olurken, bu oran 25 yaş üzerindeki kitleyi incelediğimizde %10’a yükselerek artış gösteriyor. Araştırma katılımcılarının %29’u bu soruya toplumun duyarsızlaştığını düşünüyorum şeklinde cevap veriyor. Bu bağlamda yapılan paylaşımlara daha negatif yaklaşanların oranını toplam %38 olarak belirleyebiliyoruz. Katılımcıların kalan %62’lik kısmının ise daha nötr bir yaklaşım sergilediğini söyleyebiliriz.

Felaketlere alışmak ve felaketlerle yaşamak! 

Katılımcıların %34’ü Türkiye’de yaşadığımızı ve felaketlerin günlük yaşantımızın bir parçası olduğunu, bu sebeple paylaşım yapılabileceğini düşünüyor. Katılımcıların %15’i ise hayatın devam ettiğini ve kişilerin paylaşımlarında özgür olduğunu ifade ediyor. Geriye kalan %13 ise genel olarak kimin ne paylaştığı ile ilgilenmediğini ve buna karışmak gibi bir düşüncesinin de olmadığını belirtiyor.

Photo by Giorgio Grani from Unsplash

Çoğunluk paylaşımlara tepkilerin olay bazlı değerlendirilmesini istiyor 

Katılımcılara ek olarak bu tarz paylaşımların tepki çekmesi sence kişisel özgürlüklere müdahale mi? Sorusu sorulduğunda %30, bu tepkinin duruma ve olaya göre değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek olay bazlı değerlendirme ve derecelendirme yapıyor. Aynı kesim, kendi kişisel değer yargılarına göre bir tepki gösterdiğini de belirtiyor. %25 kesinlikle müdahale olduğunu düşünürken, %16 kısmen müdahale olduğunu düşünüyor.

%23 ise bu tepkilerin müdahale olmadığını sadece bir fikir bildirimi olduğunu düşünürken, %6 kesinlikle bir müdahale olmadığını düşünüyor. 

Photo by Timon Studler from Unsplash

Her 10 kişiden 4’ü Türkiye gündemindeki olayların sona ermeyeceğini düşünüyor 

Cevapları detaylı kırdığımızda kişisel paylaşımları sinir bozucu gören %9’luk kitlenin içinde bulunan %16’lık kesim aynı zamanda bu paylaşımlara karışılmasını kişisel hak ve özgürlüklere kısmen veya tamamen müdahale olarak nitelendiriyor. Geri kalan %84’lük kısım ise bu paylaşımların tepki almasını kişisel hak ve özgürlüklere karışılması olarak yorumlamıyor. 

Kişisel paylaşımların tepki çekmesini kesinlikle müdahale olarak gören kitleye detaylı baktığımızda her 10 kişiden 4’ünün Türkiye’de yaşadığımız için gündemdeki olayların sona ermediği fikrine dikkat çektiklerini görüyoruz.

Photo by Melyna Valle from Unsplash

Doom scrolling gölgesinde duyarlı marka olabilmenin önemi artacak

Doom scrolling yani ‘Felaket kaydırması’ teriminin 2018 yılında ilk defa kullanılmaya başladığını görüyoruz fakat aslına bakarsanız ondan çok daha öncelerde deneyimlemeye başladığımız bir kavram. Özellikle Twitter üzerinden yürüttüğümüz son dakika bağımlılığı ile birlikte sürekli olarak kötü haber ve felaket kovalar duruma geliyoruz. Bu durum bizi üzse ve psikolojimizi bozsa bile dışarıda kalma korkusu ile birleşerek kendimize engel olamadığımız bir döngü yaratıyor. Bu döngü içinde ise felaket kaydırmamızın arasına giren ve o döngüye uymayan paylaşımların tepki çektiğini görüyoruz. Fakat iklim değişikliği ile ilgili paylaşılan veriler gösteriyor ki, felaketler günlük hayatımızın bir parçası olacak ve markalar ‘Doom Scrolling’ arasında kendini duyarsız göstermeden bir yer bulmak zorunda kalacak. 2022 ile birlikte bu adaptasyon sürecine başlamayan ve iletişimini tüketicisini dinleyerek, veriye dayalı şekilde planlamayan markalar daha çok sessiz kalmak zorunda kalacak gibi duruyor.

Photo by Fabio Lucas from Unsplash

Gelecek tam şuan karşımızda, yanı başımızda 

Çalışmanın çıktılarını değerlendiren The Planner Co. kurucusu ve başkanı M. Çağla Çakır Doğan’a göre, 2022’ye hazırlanan markaların bugüne kadar bildiklerini unutması ve ezbere stratejilerden kaçınmaları gerekiyor. Pandemi ile hızlanan ve gelişini beklediğimizin çok üstünde ivmelendiren “gelecek” şu an tam karşımızda duruyor. Doğa yanıbaşımızda çığlık atarken, bir yandan da farklı kategorilerde kısıtlamalar ile boğulmuş bir çok nesilde, kendi demografilerine göre farklı boyutlarda tepkiler görüyoruz.

Yeni normaller, yeni deneyimler, yeni değerler

Araştırmamızda da gördüğümüz gibi, toplum bundan sonra “felaket”lerle iç içe olacağının bilincinde. Ancak tüm bunlar olurken, yeni normalin bu olduğunun ve yaşamın bir çok olay çevresinde yine de ilerleyeceğinin farkında. Bunları kendimiz ve tüm ekibimiz de yaşadığı için, sadece gözlemlerimiz değil, iç güdülerimizden de ilham alıyoruz. Önceliklerimiz, alım niyetlerimiz, ilgimizi çeken konu başlıkları ve ele alış şekilleri 2022 itibariyle yepyeni bir boyut kazanacak. Gerek iklim krizi gerekse pandemi ile birlikte, yaşam yeni bir şekil alıyor. Bu sebeple, şu günlerde planlamalarına başlamış tüm markalara sesleniyoruz. Vitrin önceliğiniz olmasın, samimiyet tüm stratejilerin başında gelsin. Yaptıkları ve konuştukları paralellik göstermeyen, bir ürün, bir kampanya, tüketici tarafından artık pek de kabul görmeyecek.

Photo by Markus Winkler from Unsplash

Eşitlik adına konuşan, yükselen kadın sesine kulak veren marka kazanır

Bir diğer yandan da, yükselen kadın sesine kulak verin. Sessiz kalması alışkanlık haline getirilmiş ya da konuşması hep dramatize edilerek kullanılmış kadınlar, dünyaya yön verecek. Araştırma sonuçlarımızda da gördüğümüz gibi, özgürlükler ve kişisel hakları korkmadan konuşabilenler yine öncelikli olarak bizleriz; kadınlar. Samimi bir şekilde, herkes için özgürlük ve eşitlik konuşan tüm markalar, başta kadınları, ve bu sayede de kitleleri yanında hissedebilecekler. 

 

Araştırma 2021 yılında veri partneri olarak çalışmaya başlayan yeni nesil araştırma ve pazarlama platformu Pollective ile pazarlama ve iletişim çözümleri ajansı The Planner Co. tarafından Ağustos 2021’de gerçekleştirilmiştir.