Dijital verin üzerinde ne kadar söz hakkın var? 

Google ve Facebook gibi birçok platform internette bıraktığımız ayak izini kullanıyor. İnternette aradığımız şeylerden Facebook’da oynadığımız oyunlara kadar dijital ortamda yaptığımız her hareket dijital ayak izimizi oluşturuyor. Platformlar dijital ayak izlerimiz sayesinde hakkımızda son derece tutarlı ve isabetli çıkarımlar yapılabiliyor. Bu çıkarımları kullanan markalar ise ‘mikro hedefleme’  kavramından faydalanıyor. Dijital dünyanın dönüşümü ve dijital ayak izleri artık daha hedefli aksiyonlar alınmasına ve daha kişiselleştirilmiş pazarlama çalışmalarına olanak verdi. Artık satın alma davranışlarını basit demografik belirleyicilere göre yapıldığında yeterince etki göstermiyor. Dijital ayak izi ile birlikte markalar ve reklamcılar “mikro hedeflemeler” yaparak bizlere, tamamen bize özel ihtiyaç ve isteklerimize yönelik teklifler sunabiliyorlar.

Zamanımız değerli ve bu zamanı meşgul eden reklamlar bize özel ve işimize yarar olmalı. 

Photo by Jose Francisco Fernandez Saura from Pexels

Mikro hedefleme yapabilmek için toplanan bilgiler aslında oldukça geniş. An ve an bulunduğumuz konumdan, sosyal medya beğenilerimize, gezindiğimiz sayfalara, fiyatına baktığımız ürünlere arama geçmişimize kadar geniş bir listeye sahip.

Mikro Hedefleme Pozitif Bir Gelişmedir Diyebiliriz


Hakkımızda çoğu zaman bizim bile farkında olmadığımız bu kadar bilgiye başkalarının sahip olması duygusu başlangıçta çok korkutucu gelse bile faydaları da göz ardı edilmemeli. Markalar tüketici isteklerini karşılamada artık her zamankinden daha tutarlı. Hakkımızda öğrenmiş oldukları bilgiler sayesinde bize olabilecek en efektif ve faydalı ve bazen de hızlı hizmeti sunabiliyorlar. Pazarlamacılar konum takibiyle kolay kolay farkında olamayacağımız kampanyalar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayabiliyorlar. Arama geçmişi takibiyle neye ne zaman ihtiyaç duyduğumuzu bazen bizden daha iyi biliyor ve hatırlıyor. Zamanımız değerli ve bu zamanı meşgul eden reklamlar bize özel ve işimize yarar olmalı. 

2020 yılında, globalizasyon çağında yalnızca etnik ve kültürel yapılarını dikkate alarak hedeflemeler yapmak son derece hatalı. Tüketiciler olarak kendi istek ve ihtiyaçlarımız konusunda hiç bu kadar kararlı ve özgür olmamıştık. Bizi neyin biz yaptığını ve farkı olduğumuzu biliyoruz bu sebeple de mikro hedeflemelerin getirdiği özel ilgiyi hak ediyoruz. 

İlk aklımıza gelen 2016 Amerika seçimleri ve Cambridge Analytica Skandalı. “Mikro hedefleme” filmdeki kötü adamının eline geçtiğinde korkunç bir silaha dönüşme potansiyeli olan o muhteşem buluşa benzemiyor mu?

Peki Mikro Hedefleme Biraz 1984 Değil mi?

Zaman kazanmak, istediğimiz ürüne dair fırsatların hemen önümüzde olması bize sunulması çok güzel fakat bizim hakkımızda bizden çok şey bilinmesi sizi de korkutmuyor mu? Bu veriler alışveriş tercihlerimizi ya da markalara olan bakış açılarımızı yönlendirmekte kullanılabiliyorsa başka daha neleri yönlendirmekte kullanılabilir? İlk aklımıza gelen 2016 Amerika seçimleri ve Cambridge Analytica Skandalı. “Mikro hedefleme” filmdeki kötü adamının eline geçtiğinde korkunç bir silaha dönüşme potansiyeli olan o muhteşem buluşa benzemiyor mu?

Photo by James Pond from Stocksnap

Bu korkunç silaha nasıl dönüşüyor kısaca bakarsak:  Demografik özelliklerimiz ve sosyal medya hareketlerimiz kişisel hayatımız hakkında detaylı bir resim çiziyor. Cambridge Analytica Amerika vatandaşlarının Facebook aktivitelerini kullanarak bu insanların siyasi görüşlerini haritalamış ve bu bilgiyi seçimlerin gidişatını değiştirecek şekilde kullanmıştı.Bu kadar kolay mı derseniz evet bu kadar kolay. Medya manipülasyonu da mikro hedefleme  ile birleşince ortaya muazzam bir güç çıkıyor.

Bir günde 150 kadar mikro an yaşayabiliyoruz. 

Karanlık tarafı ayrı bir yazıda geniş bir şekilde açıkladık. İşin pazarlama noktasına geri dönersek. Kendi ellerimiz ile çoğu zaman farkında olmadan bir kabul ediyorum butonu ya da kutusunu tıkladığımızda bizim hakkımızda veriler toplanmasına ve işlenmesine onay vermiş oluyoruz. Bu onaylar bazen aylarca bazen de yıllarca bizi takip edip gün içinde yaşadığımız o küçük boşlukları savunmasız olduğumuz “mikro anları” yakalıyor. Mikro anlar tüketicinin kendisine yollanan medya mesajlarına karşı savunmasız olduğu zaman aralıklarıdır. Bu anlar kapanmak üzere olan bir dükkânda alışveriş yaparken ya da ilk kez gittiğimiz bir şehirde taksi bulamadığımız sırada gerçekleşebilir. Bir günde 150 kadar mikro an yaşayabiliyoruz.  Stresli anlarda telefonumuza dönme alışkanlığımız bizi pazarlamacılar için kolay hedef haline getiriyor. Bu anlardan faydalanılmasını mümkün kılan da mikro hedefleme kavramı oluyor. 

Biz onayı veriyoruz, verilerimiz toplanıyor ve savunmasız olduğumuz o anlarda bize karşı kullanılıyor. Sonra neden yaptığımızı bile tam olarak bilmediğimiz alışverişleri yaparken buluyoruz kendimizi. Böyle söyleyince korkutucu gözükse de aslında tehlikenin büyük bir bölümü depolanan verimiz üstünde söz hakkımızın olmamasından kaynaklanıyor. 

Mikro hedefleme doğrultusunda birçok görüş ve potansiyel çözüm ortaya atılmış durumda. Devletler ve dijital devler yeni regülasyonlar ile yeniden verilerimiz üzerinde söz sahibi olmamız ve verimizin bize sağladığı gücü keşfetmemiz üzerine çalışmalar yapıyor. 

Pollective’de kullanıcılar istedikleri bilgiyi, istedikleri kişiye ya da kuruma anonim olarak paylaşmakta özgür

Büyük Biraderle Nasıl Savaşırız?

Biz de Pollective ile size verinizin gücünü göstermek; hem anonimliğiniz korunurken hem de verilerinizden gelir elde etmeniz üzerine çalışıyoruz. Pollective’de kullanıcılar istedikleri bilgiyi, istedikleri kişiye ya da kuruma anonim olarak paylaşmakta özgür. Siz mikro hedeflemeler için dijital bir profil oluştururken aynı zamanda anonimliğiniz korunuyor ve çapraz aktivitelere maruz kalmıyorsunuz. Bu şekilde mikro hedefleme mümkün kılınırken tehlikeli yanların büyük ölçüde önüne geçiliyor. Hatta markalar ile bir araya geldiğinizde para kazanma imkanına da sahip oluyorsunuz.

Pollective size verinizin sizin hakkınızda bir şeyler olmadığını aslında sizin benliğinizin tamamının bir parçası olduğunu ve bunun değerli olduğunu söylüyor. Ayırdığınız zaman ve paylaştığınız bilginin kontrolünü geri almanın ve hatta ondan fayda sağlamanın zamanı geldi.