Cambridge Analytica Skandalı ve Adım Adım Tüm Detayları

Skandal kullanıcıların haberi olmadan milyonlarca insanın verisinin alınması, işlenmesi ve politik reklamlar için kullanılması ile başladı. Cambridge Analytica neydi? Bünyesinde kimler çalışıyordu ve bu insanlar tam olarak ne yapıyordu? Kim için çalışıyorlardı? Tüm bu olayın Facebook’la bağlantısı ne? En önemlisi de bu olaydan çıkarılması gereken ders ne?

Olayı kısaca özetlersek, her şey Cambridge Analytica’nın 87 Milyon Amerikalı Facebook kullanıcısının verisini sistemdeki boşlukları kullanarak edinmesiyle başladı. Bu verileri detaylı kişilik profilleri çıkarmak için kullandı. Kullanıcıların beğendiği paylaşımları inceleyerek kullanıcıları belirli profillere yerleştirmek mümkündü. Bu profilleri kullanarak kullanıcının cinsiyetini, ırkını, kişisel tercihlerini, inançlarını ve en önemlisi siyasi eğilimlerini tahmin ettiler. 2016 seçimlerinde Trump için çalışan Cambridge Analytica bu profilleri son derece detaylı bir mikro-hedefleme yapmak ve kişiye özel politik reklamları ve manipülatif haberleri duyurmak, yaymak için kullandı.

Photo by Pete Pedroza from Unsplash

Her Şey Nasıl Başladı?

Cambridge Analytica Amerikalı muhafazakar bağışçıların desteğiyle kuruldu. Firmanın hizmeti politik danışmanlıktı. Bağışçıları ikna eden ve sonrasında firmanın Başkan Yardımcısı olan Steve Bannon ilerleyen yıllarda Trump’ın danışmanlarından birisi oldu. Firma, Cambridge Üniversitesinde araştırmacı olan Aleksandr Kogan yardımıyla Facebook’dan veri toplamaya başladı. Firmanın içinde ve dışında bu veri sızıntısında parmağı olan birçok kişi var ancak temelde Bannon ve Kogan’ın bu skandalda en büyük pay sahipleri olarak kabul ediliyor.

Veriler Nasıl Sızdırıldı?

Facebook, araştırma ve başka birçok amaç için platform üzerinden, uygulama yazılmasına ve indirilmesine izin veriyordu. Kogan ‘thisismydigitallife’ adında, 120 basit sorudan oluşan bir anket hazırladı ve bunu 2 ila 5 dolar arası bir ödül teklifiyle Facebook’da yayınladı. Bu anket insanların eğilimlerini soruşturarak veri almayı hedefleyen bir araştırmaydı. Bu noktaya kadar yapılanlar oldukça masum görünüyor.

Elbette tüm bu analiz ve çıkarımları bir kişinin yapması mümkün değildi. Bu bir problem teşkil etmiyordu çünkü verileri toplamak işin birinci adımıydı. Sıradaki adımda Kogan – Cambridge Analytica firmasıyla beraber – toplanan 87 Milyon insan değerindeki veriyi analiz edecek ve kullanılabilir bir şekilde çözümleyecekti.

Para ödülü için ya da can sıkıntısı sebebiyle anketi çözen insanların bilmedikleri bir şey vardı: Bu anketi tamamlayıp para ödülünü veren kodu almanın tek yolu Facebook ile giriş yapmaktı. Giriş yapılığındaysa kullanıcı Facebook’da var olan tüm demografik özelliklerini, konumunu ve en önemlisi beğendiği paylaşımları Kogan’a sızdırıyordu. Daha da kötüsü, yalnızca bu anketi çözen 270.000 kişi kendi bilgilerini sızdırmıyor aynı zamanda bu arkadaş listelerinde bulunan toplamda 87 Milyon kişinin de bilgisi sızdırılmış oluyordu.

Anketi çözen insanların profil özelliklerinin ‘beğeni’ davranışlarına olan yansımasını kullanarak, kullanıcıların neyi beğendiğine bakıp bu insanları bir profile sokmak mümkündü. Bu noktada Kogan 270.000 insanı birbirinden farklı 200’den fazla profile ayırdı. Bu gruplama ile hangi profildeki insanların neleri beğendiğini biliyordu. Sadece bununla da kalmayıp anketi yapan insanların 87 Milyon arkadaşının da hangi paylaşımları beğendiğini bildiği için onları da profilleyebiliyordu. 

Bu profilleme yoluyla Kogan 87 Milyon kişinin sadece neleri beğendiğine bakarak cinsiyetini, ırksal özelliklerini, inançlarını, siyasi görüşlerini ve davranış eğilimlerini tahmin edebiliyordu. Elbette tüm bu analiz ve çıkarımları bir kişinin yapması mümkün değildi. Bu bir problem teşkil etmiyordu çünkü verileri toplamak işin birinci adımıydı. Sıradaki adımda Kogan – Cambridge Analytica firmasıyla beraber – toplanan 87 Milyon insan değerindeki veriyi analiz edecek ve kullanılabilir bir şekilde çözümleyecekti.

 

Photo by Markus Spiske from Unsplash

Cambridge Analytica Bu Verileri Nasıl Kullandı?

2016 Amerika seçimleri yaklaşırken Cambridge Analytica Trump ile çalışıyordu. Seçim zamanı yaklaşırken Kogan’ın araştırması sonuçlanmış ve Cambridge Analytica analiz sürecini bitirmeye yaklaşmıştı. Trump’ın internet ve sosyal medyayı aktif kullanan seçim kampanyasının potansiyeli bu araştırma ile beraber büyük bir yükseliş gösterecekti. 2012’de Obama bile seçim kampanyası için benzer bir anket ve hedefleme uygulamıştı ancak arada büyük bir fark vardı; Obama’nın anket katılımcıları anketin kullanım amacından haberdardı.

Trump Bu Verileri Nasıl Kullandı?

Bu verilerin öneminin ne kadar büyük olduğuna değinmekte fayda var. 320 Milyondan fazla nüfusu olan Amerika’da, 255 Milyon insan internet kullanıyor. 87 Milyon kişinin profilleriyle beraber Trump Amerika’da internet kullanan insanların 3’de 1’ine tam olarak nasıl seslenmesi gerektiğini, neleri gösterip göstermemesi gerektiğini biliyordu.

Skandaldan uzun süre sonra bile bu mikro hedefleme ve manipülasyonun seçim sonuçlarını etkileyip etkilemediği bir muamma. Kesin olan şeyse kullanıcıların internete ve özellikle Facebook’a olan tavrının kökten değişmesi.

Bu veriler sayesinde Trump muhafazakar seçmenlere ‘duvar’ vaadi gibi düzen, otorite ve istikrar hissi yaratan mesajlarını odaklayabiliyor; Öbür yandan Meksikalı seçmenlerden bu mesajları tamamen gizleyip ılımlı mülteci politikaları hakkında mesaj veriyordu. Beyaz seçmenlere suç oranlarını düşürmek için vaat sunarken; siyahi seçmenlere yeni iş imkanlarından bahsediyordu.

Skandaldan uzun süre sonra bile bu mikro hedefleme ve manipülasyonun seçim sonuçlarını etkileyip etkilemediği bir muamma. Kesin olan şeyse kullanıcıların internete ve özellikle Facebook’a olan tavrının kökten değişmesi.

 

Photo by Kon Karampelas from Unsplash

Tüm Bunların İçinde Facebook’un Rolü ne?

Cambridge Analytica Skandalı boy gösterdikten ve verilerin Facebook’dan alındığı öğrenildikten sonra uzun bir sessizlik yaşandı. 5 günlük bir sessizlik. 5 gün boyunca ne Facebook’dan kurumsal olarak, ne de şirketin CEO’su Mark Zuckerberg’den kişisel olarak bir yanıt gelmedi. Facebook, kurulduğundan beri ilk kez büyük çaplı bir güvenlik skandalıyla karşı karşıyaydı.

Ortada resmi bir veri sızıntısı yoktu. Kogan ve Cambridge Analytica Facebook kullanım şartlarının dışında bir aksiyonda bulunmamıştı. Yalnızca ankete katılım şartlarını detaylıca okumayan 270.000 kişinin gizli olmayan tüm bilgilerini almışlardı. Mark Zuckerberg durumu ‘veri ihlali’ olarak değil, Facebook ve kullanıcıları arasında bir ‘güven ihlali’ şeklinde açıkladı. Mark haklıydı da. İlerleyen aylarda bu ‘güven ihlalini’ düzeltmek için elinden geleni yapsa da hasar oluşmuştu.

Facebook’un yaşanan sızıntıdan haberinin olup olmaması ya da bu operasyonun bir parçası olup olmaması günümüzde geldiğimiz noktayı değiştirmiyor. Facebook, kendisinden önce veri depolayan tüm teknoloji devlerinde görüldüğü gibi verilerimizin ele geçirilmesinin ne kadar kolay olduğunu gösterdi. Facebook da hisse kaybı, kullanıcı sayısında düşüş ve uzun süren mahkemelerle bu hatasının bedelini ödedi.

Bu Skandaldan Ne Ders Çıkarmalıyız?

Facebook, Google ve Amazon gibi teknoloji devleri verimizin üzerinde koşulsuz bir tekel kurmuş durumda. Gündelik yaşantımızda bilgi çağının hayatımızı getirdiği araçları kullanmaya alışmış durumdayız. Bu araçları kullanmak bizim hakkımız ve bu kolaylıkları kullanmakta yanlış olan hiçbir şey yok.

Problem bizim günümüz araçlarını kullanmamızdan değil, bu araçları modere eden tekelleşmiş kuruluşlardan kaynaklanıyor. İzlediğimiz videolarda reklamlarla karşılaşıyoruz. Alışverişlerimizde ilgilenmediğimiz tekliflere boğuluyoruz. Her gün bizi etkilemeye çalışan yüzlerce mesaja maruz kalıyoruz. Tüm bu mesajlar yine her gün kullandığımız araçlardan alınan kişisel verilerimiz sebebiyle bize gönderiliyor.

Gücün elimizde olduğunu fark etmeden bu gücü kullanmamıza imkan yok. Bilgi çağında şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bilgi güçtür. Herkesin edinmek için meraklı olduğu bilgilerimize sahip çıkmak bizim elimizde. Kendi verilerimiz hakkında daha bilinçli olmalıyız. 

Kısaca internet kullanım kalitemizi düşüren bu reklam bombardımanı bizden koparılıp alınan verilerimiz sayesinde var oluyor. Peki biz bundan ne kazanıyoruz? Hiçbir şey. Platformlar sattıkları veriler ve dijital reklam alanlarıyla milyarlar kazanıyor. Pazarlamacılar ve diğer markalarsa reklamlara yaptıkları yatırımın dönüşünden milyonlar kazanıyor. Tüketici olan bizlerse hiçbir şey kazanmıyoruz, daha iyi bir deneyim? Aradığımızı daha hızlı bulmak, bazı platformları ücretsiz kullanmak…

Teoride tüm gücün tüketicide olduğu ama pratikte tüm güce mega şirketlerin sahip olduğu bir gerçeklikteyiz. Gücün elimizde olduğunu fark etmeden bu gücü kullanmamıza imkan yok. Bilgi çağında şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bilgi güçtür. Herkesin edinmek için meraklı olduğu bilgilerimize sahip çıkmak bizim elimizde. Kendi verilerimiz hakkında daha bilinçli olmalıyız. 

Cambridge Analytica Skandalı bize bilginin ne kadar önemli olduğunu ve insanlığın geleceği için ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini gösterdi. Dünyayı şekillendiren şey verilerimiz ve verilerimiz tam kontrolü bizde olmalı. Kendi verimizin güvenliğini sağlamak ve güvenceye aldığımız verileri paylaşırken karşılığında kazanç sağlamak da bizim elimizde.